Kıl dönemsinin oluşumunda değişik teoriler ortaya atılmış olsa da en fazla kabul gören kılın deriyi delerek cilt altında kendisine yuva yapması teorisidir. Ancak kıl, vücudun her bölgesindeki deriyi delerek deri altına ilerleyemez. Deri altı dokusunun zayıf olduğu bölgelerde, özellikle cildin “atlama bölgeleri” dediğimiz yerlerde mesela kuyruk sokumunda (kalça tümsekleri arasındaki boşluktaki deri), kulak arkası (boyunla kulak arkası derinin atlama bölgesi), boyun bölgelerinde, parmak aralarında, kasıklardaki derinin bir bölgeden diğer bölgeye geçtiği yerlerde kılın burayı uzun süreli olacak şekilde tahriş etmesi ile ciltte mikro delikler oluşur ve kıl buradan içeriye girer.
Vücudun dış kısmı yani cildin üstü için “kıl” normal derinin elemanı iken cilt altı için “yabancı cisim”dir. Yabancı bir cisim cilt altına girdiğinde vücut tarafından “farklı” olarak algılanır ve bu yapının yok edilmesi için reaksiyon gerçekleştirilir.

(Kaynak: St. Mark's Hospital Advice sheet 5)

(Kaynak: St. Mark’s Hospital Advice sheet 5)

Ok hizasındaki kılın batma yeri açık olduğu yani dışarı ile bağlantılı olduğu sürece vücut tarafından oluşturulan reaksiyonel sıvı – iltihap sıvısı- akar gider. Ne zaman bu delik kapanırsa o zaman abse oluşur ve zonklayıcı ağrı ateş ve oturamama yakınmalarına neden olur.

Böylece halk arasında bilinen adı ile KIL DÖNMESİ, ya da tıbbi adıyla PİLONİDAL SİNUS (DERMOİD KİST, KİST DERMOİD SAKRAL es anlamlılarıdır) oluşur.
Tedavi edilmediği takdirde zaman zaman abseleşmeler zaman zaman ağrılar, şişliklerle giden klinik tablo gelişir. Hiç iltihaplanmadan uzun yıllar sessiz de kalabilir.
Hastadaki en büyük sorun abse gerçekleşmesi durumunda oturamama ve abse boşaltıldıktan sonra da pis kokulu akıntıdır.

Pilonidal sinüsün dışardan görünümü (Kaynak: Prof.Dr. Osman DOĞRU kişisel arşivi)

Pilonidal sinüsün dışardan görünümü (Kaynak: Prof.Dr. Osman DOĞRU kişisel arşivi)