Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

Şekerli gıdalar, şekerli içecekler ve pasta börek tarzı yiyecekler uzun süreli enerji vermezler vücuda. Dolayısıyla vücut hemen yeniden acıkır. Bu yüzden sebze, meyvenin kendisi gibi liften zengin gıdalar, sağlıklı yağ içeren somon balığı, fındık, ceviz gibi kuruyemişler ve protein içeriği yüksek olan yumurta, fasulye ve ızgara tavuk gibi proteinlerle beslenmek enerji verimi ve yeniden acıkmayı engelleyici daha iyi seçeneklerdir.
Stresin de metabolizmaya etkisi yüksektir. Stres kaynağı ne olursa olsun vücutta adrenalin salınımının ani olarak artması ile karakterizedir. Stres bir süre devam ettiğinde yerini kortizol hormonuna bırakır. Bu hormonun hakimiyetinde kişinin yeme isteği artar ve stres geçince bu normale döner.
Bazen susuz kaldığımız zamanlarda da açlık hissi uyanır. Bu durumda ilk olarak su için. Ancak hala açlığınız devam ediyorsa o zaman vücudunuzun yemeğe ihtiyacı vardır. Tabii acıkmadan yemek yiyenlerde bu durum geçerli olmayacaktır.  Yemek öncesi su içmenin bir diğer güzel yanı ise daha az yemek yeme durumudur.
Son zamanlarda üzerinde durulan bir diğer önemli konu ise; şeker içeriği ya da nişasta içeriği yüksek gıda tüketimi halinde mide ve barsaklardan kana çok hızlı şeker geçişi olur. Bu esnada pankreastan, alınan bu şekerin hücre içine girmesini sağlayacak insülin salınımı olur. Ancak bu salınım ihtiyaçtan daha fazla olduğu için de kan şekeri süratle düşer ve kişi YENİDEN ACIKIR…
Bunun manası vücudumuz yüksek şeker içerikli ve yüksek kalorili gıda tükettiğinde kısa süre sonra yeniden acıkır ve gerektiğinden fazla alınan şeker kullanılmadığından YAĞ a dönüştürülür. Bu yüzden diyetten yağı kısıtlamak kilo verdirmeyi sağlamaz. Aksine vücut tarafından üretilemeyen ya da dönüştürülemeyen esansiyel yağ asitleri dışardan alınmazsa şayet bağışıklık sistemi zafiyete uğrar ve enfeksiyonlara açık hale geliriz. Sıkı diyet yapan kişilerde yağ asitlerinin rasyona (günlük alınması gereken gıdaya) eklenmemesi durumunda kolayca grip olunmasının sebebi budur. Dolayısıyla almış olduğumuz fazla karbonhidratın azaltılmasına yönelik çabalar daha sonuç vericidir.
“Aşırı açlık” nedeniyle çok yemek yeme (polifaji) biz sağlık profesyonellerince diyabetin (şeker hastalığının) sebebi olarak kabul edilir. Burada alınan gıdanın vücut tarafından kullanılabilecek yakıta dönüştürülmesinde sorun vardır. Bu hastalığın başlangıç dönemlerinde kilo kaybedilir çünkü alınan gıdalar kullanılamaz ancak kişi kendi proteinlerinden şeker oluşturma yoluna gider ve proteinler yani kas dokusu erir. Kan şekeri yüksek olduğundan kanın akışkanlığı artar ve dokulardan suyu damar içine çeker ve bu fazla su da böbreklerden atılır. Bu yüzden şeker hastaları çok idrara çıkar. Kanın akışkanlığı azaldığı için de kişi kendini çok halsiz bitkin ve yorgun hisseder. Bu şikayetleriniz var ise mutlaka doktorunuza başvurmalısınız.
Kan şekerinin düşük olduğu durumlarda da -ki buna biz tıp dilinde hipoglisemi diyoruz- kan şekerinizin düşmesi halinde açlık hissi soğuk soğuk terleme gibi durumlar sizi aşırı derecede şekerli gıdalar tüketmeye sevk eder. Bu da obezitenin bir başka nedenidir.
Tüm bunların yanında hızlı yemek yeme alışkanlığının da olması obeziteyi tetikleyen ve/veya arttıran durumlardır. Yavaş yemek yeme ile daha çok haz alınırken daha az yemek yenmiş olur. Yemek yemeyi yavaşlatarak 20 dakikaya yaymak daha yemek yemenizi sağlar. Lokmaları ağızda çok çok çiğneme ve daha küçük lokmalar ağza alma ile yemek yeme hazzı en yüksek seviyeye çekilir.
Son zamanlarda Bilim Adamları “tokluk göstergesi”nden bahseder oldular. Burada örneğin fırınlanmış patatesin kızartma patatesten daha fazla doygunluk hissi verdiği ortaya konmuştur. Halbuki baktığımızda her ikisinin de kalorisi benzerdir. Görüntü ve koku hissi de vücudun aç olup olmadığına bakmaksızın kişiyi gıdaya ulaşmaya teşvik edebilir. Mesela TV de görülen “dondurma objesi” nedeniyle kişinin kan şeker seviyesine bağlı olmaksızın markete yönelerek dondurma alması buna örnektir. Günümüz kapitalist dünyada filmlerin içine gizlenmiş “ürün yerleştirme” adı altında subluminal (yani bilinç altına yönelik) uygulamalar sonucu tüketim arttırılmaktadır. Buna özellikle çocukluk çağına yönelik obezitelerde dikkat etmek gerekir. Kendinizin ve çocuklarınızın hayatında bu tür tetikleyici şeylerin neler olduğunu gözlemleyebilirsiniz. Hiç aklınızda yokken bir dizi veya film seyrederken veya sonrasında market veya kantine yönelip gıda alımınıza dikkat edin.
Eskilerin “halet-i ruhiye” dedikleri yabancı literatürde emosyonel durum denilen ruh durumlarının değişikliklerinde kimi aşırı yemek yerken kimi de yemeden içmeden kesilir. Bu durumlar da aşırı yemenin ve kendini aç hissetmenin nedenlerindendir. Yemek yemeden önce ruh haliniz nasıl bunu tespit edin. Eğer gerçekten aç hissetmeden yemeğe oturuyorsanız ya da yemeğe yöneliyorsanız yemekten ziyade sizi mutlu edecek başka bir şeye odaklanın. Eğer kendinizin stresli, endişeli olduğunuzu düşünüyorsanız bu hislerinizle başedebilecek başka destekler almak için doktorunuza başvurun.
Hastalarımızın çoğu kulaktan dolma bilgilerle kendilerinin tiroid hastası olduklarını düşünürler. Daha doğrusu tiroidin az çalışıyor olmasının dokularda tuttuğu su/sıvı nedeniyle kilolu olduklarını düşünmeleri işlerine gelir. Şüphesiz obez birinin tıbbi olarak değerlendirilmesinde tiroid fonksiyonlarını görmek gerekir. Ancak kişisel pratiğimizde bu tür durumlar hastalarımız az bir kısmında mümkün olabilmektedir.
Bunların yanında kişinin almış olduğu ilaçların da yeme alışkanlığını değiştirdiği bilinmektedir. Özellikle depresyon ve anti-psikotik ilaçlar gibi psikiyatrinin kullandığı ilaçlar ile bir sebeple kullanılan kortizol içeren ilaçların kullanılması neticesinde açlık tetiklenerek kişinin daha çok yemek yemesi söz konusu olabilir. Böyle bir durum sözkonusu olduğunda lütfen doktorunuzu uyarın ancak kendi kendinize ilacı kesmeyin / azaltmayın.
Kiloluların yaşam tarzlarına bakıldığında iyi uyumadıkları, akşam 8-9 dan sonra yemek yedikleri gözlenmiş. Hatta öyle ki bazı illerimizde buna İstanbul da dahil uykuluk adıyla yemeklerin yendikten sonra yatağa girildiği veya sabahın erken saatlerine kadar uyumayarak gündüzün ortasına kadar uyudukları tespit edilmiştir. Bu durum vücudun sirkadiyen ritmi denilen gece gündüz algısı ve dengesini bozarken alınan gıdanın kullanılmadan direkt yağ olarak depolanmasına neden olur. Sizler de etrafınızda kilo veren kişilerden kolaylıkla “Abi akşam yemeğini erkene çektim ve gece yemelerini kaldırdım kilo verdim” cümlesini duyabilirsiniz. Çünkü bu bir realitedir. Biz sağlık profesyonelleri olarak kilo vermek

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.
Write a comment:

*

Your email address will not be published.